Karaciğer Detoks Çaylarından Medet Ummayın

Karaciğer, hayatın devamı için gerekli olan yüzlerce kimyasal olayın gerçekleştiği, vücudumuzun en temel organlarından biridir. Ağız yolu ile alınan her türlü yiyecek, içecek ve ilaçlar karaciğerde metabolize edilir. Bu işlem ile yaşam için gerekli protein, karbonhidrat, kolesterol, vitaminler gibi maddeler üretilirken vücuda zararlı toksinler ise safra içine salgılanılarak dışkı ve idrar içerisinde vücuttan uzaklaştırılır. Karaciğerimizin yıllar boyu sağlıksız gıdalar ile karşılaşması zamanla karaciğerimizde bir yıpranma ve hasara yol açar. Karaciğer detoksu denildiğinde; zaman içinde alkol, ilaçlar, sağlıksız yiyecek ve içecekler, işlenmiş katkı maddeli gıdalar yüzünden yorulan karaciğere bir rahatlatma amacı ile uygulanan beslenme değişikliği kastedilmektedir.

Son yıllarda basında, yorulmuş ve yıpranmış olan karaciğerimizi eski haline getirecek detoks çayı, detoks kürü gibi bitkisel karışım önerilerine sıkça rastlamaktayız. Maalesef yıllar boyu kötü muameleye, sağlıksız beslenmeye maruz kalmış karaciğeri eski haline getirmek bu kadar kolay değildir. Sağlıklı bir karaciğere sahip olmak kısa süreli uygulanan kürler ile değil ancak bir hayat tarzı değişikliği ile mümkün olabilir. Bunun için yapılması gereken ilk şey obeziteden kaçınmak, ideal vücut kilosunu korumak, egzersiz yapmak ve sağlıksız besinlerden uzak durmaktır. Sağlıksız olarak nitelendirdiğimiz ve uzak durulması gereken gıdaların başında ise karbonhidrat, doymuş yağ, trans yağ içeren ürünler, işlenmiş gıdalar ve yüksek früktoz içeren şekerli içecekler gelmektedir. Ekmek, unlu mamüller, tatlılar, pilav, makarna, patates kızartması, yağlı soslar, yağlı etler soframızda azaltılması gereken yiyeceklerdir.

Karaciğeri Koruyan Sır Glutatyonda Gizli

Omega-3, Selenyum, Glutatyon, C vitamini, E vitamini içeren antioksidan içerikli yiyecekler ise karaciğere faydalıdır. Glutatyon karaciğerde üretilen ve karaciğerin detoks kabiliyetini sağlayan esas aminoasittir. Yaşlanmaya ve beslenme yetersizliğine bağlı zamanla glutatyon depoları azalır . Vücudumuzun glutatyon depolarının yüksek tutulmasını sistein, sülfür, selenyum, C vitamini içerikli gıdalar ile sağlayabiliriz.

Glutatyon yapımında sülfür önemli bir mineraldir. Sülfür metionin ve sistein içeren yiyeceklerde doğal olarak bulunur. Bu yiyecekler içinde kırmızı et, balık ve tavuk eti, brokoli, lahana, karnabahar, sarımsak, soğan, peynir altı suyu en önemlileridir. Çilek, turunçgiller, papayalar, kivi ve dolmalık biber gibi C vitamini yönünden zengin besinler de glutatyon depolarını dolduran yiyeceklerdir. Yine selenyumda glutatyon üretimi için esas minerallerden birisidir. Brezilya cevizi, ton balığı, sardalye, somon gibi balıklar, yumurta, süzme peynir, karaciğer, ayçiçeği çekirdeği,esmer pirinç, buğday,soğan,sarımsak,mantar selenyum açısından zengin besinlerdir. Brezilya cevizinin yüksek selenyum içeriği nedeni ile günde 3-4 taneden fazla tüketilmesi önerilmez.

Ispanak, avokado, kuşkonmaz ve bamya gibi besinler ise direk glutatyon içerirler ancak bu besinlerin saklanması ve pişirilmesi esnasında glutatyon seviyeleri düşebilir.

Zencefilgiller ailesinden olan zerdeçal isimli bitki ise baharat olarak yemeklerde kullanılır ve içerdiği kurkumin glutatyon sağlayıcısıdır. Yine silimarin isimli maddeyi içeren devedikeni bitkisi de karaciğerde glutatyon düzeylerini artıran bir besin takviyesidir.

Karaciğer detoksunda olmaz olmazlardan biriside düzenli kahve içme alışkanlığı olmalıdır. Kahve antioksidan etkiye sahiptir. Günde 2-3 fincan kahve içenlerde karaciğer enzimleri olan AST, ALT, GGT düzeylerinin gerilediği, karaciğerdeki sertleşmenin düzeldiği, karaciğerde siroz ve kanser gelişim riskinin azaldığı bilinmektedir. Ancak günde 3 fincandan fazla da tüketilmemelidir. Son olarak sağlıklı bir karaciğer için sağlıklı bağırsaklara sahip gerekir. Bağırsaklarımızdan kalbe dönen kanın ilk önce uğradığı yer karaciğerdir. Bu bakımdan karaciğer ile bağırsaklarımız arasında yakın bir ilişki mevcuttur. Bağırsaklardaki zararlı bakterilerin sayısının artması da karaciğer yağlanması, iltihabı hatta sirozuna yol açmaktadır. Bu yüzden beslenme alışkanlıklarında bağırsaklarımızda yararlı bakterilerin sayısını artıran probiyotiklerin önemi de oldukça fazladır.