Bağırsaklarımızdaki Zararlı Bakterilerin Artışı Karaciğer Hastalıklarına Yol Açıyor

Karaciğer yağlanması ve obezite toplumda gittikçe artan bir sorundur ve nüfusun 1/3’ünü yani her 3 kişiden 1’ini etkilemektedir. Karaciğer yağlanmasının zamanla ilerlemesi ile karaciğerde iltihap, sertleşme ve siroz gelişir. Karaciğer yağlanmasının bilinen birçok nedeni olmakla birlikte son yıllarda bağırsaklardaki mikroorganizmaların dengesinin bozulmasının karaciğerde yağlanma ve siroza yol açtığı saptanmıştır.

Bağırsaklarda yaşayan bakteri, mantar, virüs gibi sayısı trilyonlarca olan mikroorganizmaların tamamına mikrobiyota ismi verilir. Mikrobiyotadaki farklılık yaşa, cinsiyete, ırka, hormonların durumuna ve beslenme şekline göre kişiden kişiye değişir. Mikrobiyotanın görevi karbonhidratların sindirimi, safra asitlerinin metabolizması, zararlı mikropların vücuda girmesine karşı barsak bariyerinin bütünlüğünün korunması, bağışıklık sisteminin desteklenmesi ve vitamin sentezidir.

Bağırsaklardaki mikrobiyotanın dengesinin bozulmasının iltihabi barsak hastalıkları, kolon kanseri, kalp damar hastalıkları ve obezite ile ilişkisi mevcuttur. Ancak mikrobiyotadaki değişimin hangi mekanizma ile başka hangi hastalıklara yol açtığı sorusunun cevabı hala araştırılmaktadır. Karaciğer yağlanması, karaciğer iltihabi, karaciğer sirozu ve kanseri de bu hastalıklar arasında yer alır. Karaciğerinde siroz olan hastaların dışkısında yararlı bakteri sayısının azalıp zararlı bakteri sayısının arttığı gösterilmiştir.

Peki, mikrobiyotanın bozulması hangi mekanizma ile karaciğer hastalıklarına yol açmaktadır. Barsaklar ve karaciğer çok yakın ilişkide olan organlardır. Barsaklardan kalbe dönen kan öncelikle karaciğerin içinden geçer. Karaciğer bağırsaklardaki bakteri kökenli atıklara sıkça maruz kaldığı için sağlıklı bağırsaklar sağlıklı bir karaciğer için olmazsa olmazdır. Mikrobiyotadaki değişim sonucu barsak geçirgenliği bozulduğu zaman bakterilerin endotoksin yapısındaki antijenleri kan dolaşımından ilk önce karaciğere gelir. Bu toksinler karaciğerde hasar başlatırlar.

Bağırsaklardan emilen gıdalar, atık maddeler de karaciğerde işlemden geçer, karaciğer ise barsaklara ürettiği safra içinde safra asitlerini salgılar. Safra asitleri bağırsakta mikrobiyota tarafından değişime uğratılır Safra asitlerinin görevi bağırsaklarda yağların emilmesidir. Safra asitleri bağırsaklarda aşırı bakteri üremesine ve barsak geçirgenliğinin artışına karşıda koruyucu etkiye sahiptir. Safra asitleri ve bakteriler sürekli birbirini dengeler. Bu dengenin bozulması karaciğerde hastalıklara yol açan diğer bir nedendir.

Bir diğer neden ise kolin metabolizmasındaki bozulmadır. Karaciğerdeki bir çeşit kolesterol olan VLDL’nin karaciğerden uzaklaştırılması için kolin maddesi gereklidir. Kolin metabolizması ise bağırsakta gerçekleşir ve mikrobiyotanın bozulmasından etkilenir. Bu durumda da karaciğerden uzaklaştırılamayan trigliseridler karaciğerde yağlanmaya yol açarlar.

Son mekanizma ise mikrobiyotadaki zararlı bakterilerin ürettiği alkolün karaciğerde hasara yol açmasıdır.

Karaciğer barsak arasındaki yakın ilişki nedeniyle barsak mikrobiyotasının bozulması karaciğer fonksiyonlarınıda bozar, insülin direnci neticesi karaciğerde yağlanma ve iltihap gelişir. Bu tip durumlarda hastanın diyetinin düzenlenmesi, prebiotik ve probiotik içeren 2-3 aylık tedaviler verilmesi ile barsak florasının ve barsak geçirgenliğinin iyileştiği karaciğer enzimlerinde ve yağlanmada düzelme görüldüğü bildirilmiştir.

Mikrobiyota ile karaciğer hastalıkları arasında ilişkiyi araştıran deneyler son 10 yılda başlamış olup bu konuda kat edilecek daha çok yolumuz var.